Notice (8): Undefined index:  [APP/models/survey.php, line 42]
Notice (8): Undefined index: Oy Kullanan [APP/models/survey.php, line 42]
Warning (2): ini_set() [function.ini-set]: Headers already sent. You cannot change the session module's ini settings at this time [CORE/cake/libs/cake_session.php, line 535]
Warning (2): ini_set() [function.ini-set]: Headers already sent. You cannot change the session module's ini settings at this time [CORE/cake/libs/cake_session.php, line 536]
Warning (2): ini_set() [function.ini-set]: Headers already sent. You cannot change the session module's ini settings at this time [CORE/cake/libs/cake_session.php, line 537]
Warning (2): ini_set() [function.ini-set]: Headers already sent. You cannot change the session module's ini settings at this time [CORE/cake/libs/cake_session.php, line 538]
Murat Sevgi - Gdo (Gündemi Değiştirme Operasyonu)

Murat Sevgi

Gdo (Gündemi Değiştirme Operasyonu)

Murat Sevgi

Radyolarda, internet sitelerinde, TV ekranlarında ve gazete manşetlerinde gördüğümüz her olay, gerçekten de medyanın o olaya verdiği önem oranında değer taşıyor mu? Bunu sadece medyanın değil tüm toplumun tartışmasında fayda var.

Özellikle medya kuruluşlarının tümüne birden aynı anda servis edilen ve içeriğinin çoğu servis edenin yanlı ve sübjektif görüşleri ile oluşturulmuş haberleri hepimiz fark ediyoruz. Peki, bunun dışında kalan, ama kamuoyunda çok ses getiren her olay, objektif olsa bile bu kadar çok ses getirmeyi hak ediyor mu? Yani kamuoyu bu olayın, bu denli yoğun şekilde önünde tutulmasına ihtiyaç duyuyor mu?

Her okur, dinleyici ve izleyici şunu bilmeli:

Haberi verilen olaylar, medya kanalları yolu ile kamuoyuna getirilirken; ‘o haber bu kadar yoğun şekilde gündemde olmasaydı’ medyanın gündemi ne olurdu? İşte bütün mesele bu! Evet, bir gündem maddesi, diğer bir potansiyel gündem maddesini perdelemek için özellikle şişiriliyor olabilir. Bunu yapanlar var mı? Olup olmadığını görmek için çevrenize bakmanız yeterli.

2008 Krizi diye bilinen, ‘Küresel Kriz’ diye de adlandırılan ekonomik afetin ne zaman bittiğini biliyor musunuz? Çevrenize bir sorun! Teğet geçti, on ikiden vurdu, doksandan ortaladı yorumları arasında bir dakikalık süreyi bu soruya ayırın ve sorun:

Küresel Kriz ne zaman bitti?

Eğer, bitmediyse, ne zaman bitecek?

Eğer, krizin sorumluları aranmıyorsa bu durum kanıksanmış demek değil midir?

ABD’nin ve Avrupa’nın önemli medya kuruluşları ‘krizin’ ilk gününden beri Türkiye için çok güzel yorumlar yapıyorlar. Bu yorumları, manşetlerde, ana haber bültenlerinde, özel programlara defalarca tekrarlıyorlar. Bir an içinizden, “Allah’ım, bu medya kuruluşları bizi -yani Türkiye’yi- ne kadar çok seviyormuş” demek geçti mi?

Dünyanın jandarması olarak bilinen ABD’de George W. Bush yönetimi, görev süresi sona erince, Obama Yönetimine dünyanın en kanlı ülkesinde süren bir savaş devretti. İlk dönemlerinde yeni yönetime umutla bakanlar, ABD’nin ‘devlet yönetiminin süreklilik arz ettiğini’ yeni fark ettiler. Bu fark etme özürlüler, duruma bizdeki gibi, ‘STATÜKO’ da diyemedi!…

Sonuç olarak Obama yönetimi, sokaklarında üniversiteli işsizler, obezlikten evlerinden çıkamayanlar ve Irak’ta cinnet geçiren kana bulanmış askerler ile dolu bir ülkeyi güç bela bu günlere kadar anca getirdi. Dünya, trilyon dolarlarca zarar eden bir ABD’den söz ederken Washington, sadece 780 milyar dolar ile dünyayı uyutmaya çalıştı. Ama dünya ekonomisindeki cılk yara, Avrupa’yı da için-için kemirmeye başlamıştı.

Avrupa, kardeşlerinden birkaç milyar Avro’luk fon desteğini esirgeyerek; ne kadar büyük bir “birlik” içerisinde olduğunu ispatladı. Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz’de işler karıştı. Şu sıralar, Almanya ve Fransa da kızışma aşamasında. Yakında patlayacak.

ABD’nin bu belayı başından savmak için uygulayacağı tek bir çözüm kaldı:

SAVAŞ EKONOMİSİ!

ABD’nin, tek derdi İran!

Öylesine bir paranoya içerisinde ki, San Anderas Fayı biraz kırılsa, “ÇIT” çıksa Savama ajanları yaptı diyecek! Irak’ta attığı yalanları, İran için atamıyor! Dese ya; “Ahmedinejat cehennem topu yaptı, menzilinde Washington var!” diyemez!

Niye? Çünkü İran’da gerçekten var! Nükleer de, telekomünikasyon da, tıp da, eczacılık da, ekonomik bağımsızlık da!

Aslında olay da buradan kopuyor!

Ekonomik bağımsızlık çok tehlikelidir. Amerikan silahşörleri bu işe ifrit olur! Hani kovboy filmlerinde izlersiniz ya: 19ncu yüzyılda siyah takım elbiseleri, rugan ayakkabıları ile Vahşi Batı’yı “VAHŞİ” yapan eli kanlı bir sürü katil sokaklarda dan, dun adam vurur durur… İşte, günümüzde Irak çöllerinde şirketleşenler bu heriflerin torunları! Cinayet şirketleri kurmuş. Devletten “öldürme ihaleleri” alıyor! O ‘siyah su’ dedikleri de; su-mu değil. Vahşi atalarının, çürümüş genlerini taşıyan, kararmış kanları! İşte, istedikleri olmayınca ölüm kusan savaş makineleri bu katiller sürüsünün elinde! Bizim elimizde ise karanfiller!

Mezar taşlarının üzerine koymak için…

Kimin mezar taşlarının? Yazan, çizen, düşünen, tartışan… Kısaca, fikir sahibi olup da bu fikirlerini kendi kafasından dışarı çıkaracak kadar cesur, gözü kara insanların mezar taşlarının üzerine…

Mezar taşlarının üzerine karanfil koyuyoruz koymasına da, fikirlerinin üzerine bir şey koyuyor muyuz? Ben göremiyorum.  Gören varsa söylesin!

* * *

Biz, niye -ekonomik- bağımsızlığımızı, -siyasi- irademizi çöpe attık? İşimiz, tıngır-mıngır devam etsin, istikrar sürsün, ülke büyüsün, hortumlarımız devletin kasasına rahat girsin diye…

Yoksa bu silahşörler gelir, şehirlerimizi 80’lerin Beyrut’una, 90’ların Bosna’sına, 2000’lerin Bağdat’ına çevirir!

Yoksa, 2010’ların İstanbul’u; Kültür Başkenti yerine; sokaklarında silahların kütür-kütür konuştuğu, çete savaşlarının oluştuğu, Türk Baharı’na dönerdi… Yerseniz!

Sonuç olarak görülüyor ki, para var huzur var; para bitti, geber!

Hep sevgi ile kalın…

KÖŞE YAZARLARI
Murat Sevgi

Murat Sevgi

Yılmaz Çivici

Yılmaz Çivici

Nijat Ayvaz

Nijat Ayvaz

Mehmet Ali Esmer

Mehmet Ali Esmer

Atıf Mutlu

Atıf Mutlu